Connect with us

Röportaj

Ali Türkşen: Bir tahta parçası üzerinde de olsa denize açılın

Published

on

Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye denizcilik alanında gelişmeye devam ediyor. Fakat hala istenilen bir seviyeye ulaşmış değil. Özellikle sivil denizcilikte Türkiye yarım ada ülkesi olmanın getirilerini kullanmak ve denizci bir toplum yaratmada ne yazık ki hala geride. Konuyla ilgili olarak eski SAT Komandosu emekli Kurmay Albay Ali Türkşen ile konuştuk. Kurucu ortağı olduğu ATAK Akademi’de dersler veren Türkşen özellikle pandemiden sonra insanların yelkene duyduğu ilginin arttığını söyledi. Çeşitli konularda görüş ve önerilerde bulunan Türkşen, bir Denizcilik Bakanlığı’nın kurulmasının öneminden bahsederek, “Bir tahta parçası üzerinde de olsa denize açılın” dedi.

“PANDEMİDEN SONRA YELKENE OLAN İLGİ ARTTI”

Sizin de kurucu ortağı olduğunuz ATAK Akademi nasıl oluştu?

ATAK Akademi’nin oluşması cezaevinde oluşan bir fikirdi. Bir toz bulutu gibiydi kaşı gözü belli değildi yani. O dönem beraber olduğumuz silah arkadaşlarımızla kalan ömrümüzde de beraber bir şeyler yapalım istedik. ‘Madem burada bu kadar eziyet çektik bundan sonra da bir şeyler yaparız’ dedik ve fikir böyle ortaya çıktı. Bunu detaylandırmamıştık fakat hep böyle ‘Denize yakın küçük bir kulübemiz olsun içine girer çayımızı içeriz orada bir iş de yaparız illaki’ diyerek yola çıktık.

Cezaevinden çıktıktan bir yıl sonra tesadüf zincirleri bizi İstanbul Yelken Kulübüne getirdi. 1 Eylül 2015’ten itibaren Yetişkinler İçin Yat Eğitim Merkezi’ni devraldık. Sonra bize hakikaten bir kulübe tahsis edildi. Bu kulübe daha çok yelken ambarı şeklindeydi. Çok ciddi bir inşaat ve çabayla o kulübeyi şu an içinde bulunduğumuz faaliyet yerimiz haline getirdik. Kulübün o zaman iki teknesi vardı. Sonra iki tekne de biz aldık. Şu an dört tekneyle faaliyet gösteriyoruz. ATAK Akademi aslında bir “Eğitim Danışmanlık” firması.

Şu an burası sadece yelken üzerine fakat ilk başladığımız zaman Kuzey Kutbuna keşif gezisi yapmıştık. Sonra ona devam edemedik geçen sene yapacaktık o zaman da pandemi oldu uçuşlar kapandı, tüm dünya başka bir forma girdi. Önümüzdeki dönemde bunu tekrar yapmak istiyoruz. Yetişkinler için Adam Kampı diye bir program oluşturduk üç günlük, Baba Oğul Kampı yaptık, firmalara takım çalışması da yaptık açık alanlarda. Geçen yıl pandemiden sonra yelkene olan ilgi arttığı için daha doğrusu insanlar pandemiden dolayı kapalı alanda zorlanınca, kendilerini her alanda açık alanlara attılar. Karavan turizmi ve yat turizmi özellikle son bir yıldır çok arttı. O paralelde biz de tüm vaktimizi yelkene ayırıyoruz. Önümüzdeki yıllarda alternatif olarak diğer faaliyetlere de kayabiliriz.

“DENİZE KADAR GELİP ORADA DURMUŞUZ”

Burada yelkene ilginin arttığını görüyoruz. Türkiye üç tarafı denizlerle çevirili bir ülke. Buna rağmen yelkencilik hala çok düşük seviyelerde. Bunun nedeni nedir?

Çok basit bir örnek vereceğim. Ben 2006-2008 yılları arasında Berlin’de Deniz Ateşeliği yaptım. Berlin’in bir çok şehrinin içine girmiş Spree nehri var. Ufak da bir göl var. Orada bir gölde bulunan tekne sayısı İstanbul’daki tekne sayısı kadar neredeyse. Tabi bu olayı geçmişten değerlendirmek lazım. Biz toprak insanıyız. Gerçi hükümet politikaları nedeniyle topraktan da uzaklaşdık. Biz denize kadar gelmiş orada durmuşuz. Tabi bizim geçmişimizde Türkler olarak Akdeniz’i göl haline getirdiğimiz dönemler var. Fakat oradaki askeri gücü milli güç unsurlarından biri olan denizcilik gücü olarak faaliyet gösterecek şekilde halka yansıtamazsanız işte bugünki durum ortaya çıkıyor. Ülkenin refah seviyesiyle paralel olarak küçük bir teknesini sahilde tutabilecek denizle iç içe olabilecek ortam yaratılmazsa bu da çok pahalı bir spor gibi görünüyor. Spor olarak yapmakta bir şey yok. Fakat bir tekneyi alıp bir yerde tutmak bakımını yapmak bir bütçe istiyor. Şimdi ülkemizin gayrisafi milli hasılası belli bunu rakamsal olarak şişirseniz bile bu görsel olarak denize yansımaz. Bu bir kültür. Devletin de insanları denize yöneltecek bir kültür içinde olması lazım. Bunlar olmayınca biz de denizden daha az yararlanıyoruz.

“BİZ GELİŞEN TEKNOLOJİYİ TÜRKİYE’YE TAŞIYAMADIK”

Burada devletin bir kültür oluşturması gerektiğini söylüyorsunuz. Detaylandırmak gerekirse, bu noktada en yapılabilir?

Heryere dağıtılan krediler burada da kullanılabilir. Hem ticare hem sportif hem de kişisel olarak yapılacak vergi muafiyetleri ve bu konuda bir imkan da yaratabilir. Bireysel olarak kurumlara bir takım kolaylıklar gösterilirse belki ciddi anlamlarda ciroları olan firmalar bu alana yönelebilir. Belki bunlar kolaylaştırılabilir. Yani bir takım fedakarlıklar yapılmalı ki insanlar daha çok denize kavuşabilsinler. 2024 Paris Olimpiyatları için Uluslararası Yelken Federasyonu 10 yelken sınıfı belirledi. Bu sınıflardan üç ya da dört tanesi Türkiye’de hiç yok. Bırakın milli sporcu yetiştirmeyi o sınıfların tekneleri Türkiye’de yok. Teknoloji çok gelişti ama biz o teknolojileri Türkiye’ye taşıyabilmiş değiliz. Bu teknolojilerin geliş kolaylığını devlet sağlamalı. Bireysel olarak olunca kişisel ilgilere kalıyor. Yoksa o yöne gidemiyoruz. Buna devletin el atması lazım. Devlet gelirini nereye kullanırsa orası gelişir. Bizim neremiz gelişiyorda biz denizcilikten bu kadar mahrum kaldık. Bu gelir dağılımının adaletsizliğinden kaynaklanıyor.

“DENİZCİLİK BAKANLIĞIYLA DEVLET YÜZÜNÜ DENİZE DÖNMELİ”

Türkiye’nin bir Denizcilik Bakanlığı yok. Buna ihtiyaç olduğu defalarca dile getirildi. Denizcilik Bakanlığının kurulmasının önemi nedir?

Denizcilik Bakanlığı konusunda çok uzağa gitmeye gerek yok. Hem eski mesleğim hem şimdiki mesleğim gereği Ege Denizi’nde bolca vakit geçiriyorum. Ege’de karışınızda küçücük bir ülke var Yunanistan. Nüfusu, yüzölçümü ve yapabilecekleri belli olan bir ülke. Ama Deniz Kuvvetleri olarak bakacak olursak neredeyse güç dengeleri aynı. Onun dışında denizcilik kültürü olarak bakarsanız zaten bu bölgede denizi kullanmak olarak çok ciddi altyapıları var. Çok yakın zamana kadar dünyanın tüm deniz ulaşımındaki mal taşımacılığının büyük oranı Yunan armatörler tarafından yapılıyordu. Bu kadar küçük bir ülke denizden bu kadar faydalanıyorken siz daha geniş bir alana sahip olup denizi kullanamıyorsanız bakış açılarınız farklıdır. Denizcilik Bakanlığı içi boş bir şekilde kurulmamalı bu bakış açısını getirmeli. Altı dolu bir Denizcilik Bakanlığı kurulmalı. Yoksa biz yine denizlerimizi ne balık olarak ne sualtı kaynakları olarak ne de Doğu Akdeniz’de Ege’de kullanamayız. Hükümetin yönünü denize dönmesi lazım. Bu şekilde hem emniyet-güvenlik hem sosyal hem de ticari anlamda fayda sağlanabilsin. Bu politika izlenmedikçe yine bir fayda elde edilemez.

MÜSİLAJIN SORUMLUSU HALK DEĞİL

Ülkemiz denizlerinden ve gelişmelerinden bu kadar bahsetmişken Marmara Denizi’nde oluşan müsilaj hakkındaki fikirlerinizi de alabilir miyiz?

Öncelikle bir vatandaş olarak bu salyanın sebebi ben değilim. Denizi kullanan birisi olarak denizin üzerinde çöp görünce yönümü değiştirip o çöpü alıp karada çöpe atıyorum. Denizcilik kültürüne sahip insanlar olarak böyle yaşamaya çalışıyoruz. Demek bende bir kabahat yok. O zaman Marmara Denizine kimin atık attığına bakmak lazım. O atık nasıl atılıyor ve bu atılma şekline kim karar veriyor? Bu da yine hükümet edenlere gidiyor. Eğer hükümet edenler doğru kararlar alırsa bu deniz bu kadar kirlenmez. Bir takım başka tedbirlerle buna engel olunulabilirdi. Ama dün söylenmiş bir şey değil. Böyle giderse böyle olacağı söylenmişti. Zaten Marmara Denizi’nin kuzeyindeki Karadeniz güneyindeki Ege Denizi ile akıntı ve geçiş konusunda sıkıntı yaşandığı biliniyor. Dolayısıyla oksijen anlamında zaten zengin bir deniz değil. Bu kadar kirlenmeden bile içindeki oksijen anca solunum cihazına bağlıymış gibi nefes alıp vermesine yetiyordu. Şimdi tam bir facia olarak başka bir kararla Kanal İstanbul diye bir proje çıktı. Bu projenin Karadeniz’den 20 kat daha fazla pislik getireceği ortaya çıktı. 20 kat daha fazla kir demek bir kısmını yaşadığımız müsilajın denizin tamamen üstünü kaplaması demek. Bu kaplanmanın getirdiği koku çürük yumurta kokusuna benzeyen sülfür kokusu. Bu koku tüm Marmara’yı kaplayacak ve kıyılar yaşanmaz hale gelir deniliyor. O zaman buna çok acil bir tedbir alınmalı. Yüzeyden şu kadar müsilaj topladık demesin kimse. Çünkü yüzey toplandıktan sonra dip ne olacak o zaman. Yani Marmara’yı eski haline getirmek için çok ciddi köklü tedbirler alınmalı. O tedbirleri de biz değil devlet alacak.

“YENİ PROJELER ÜRETİLMELİ”

Son olarak ülkemizin geleceği olan gençlere söylemek istedileriniz nelerdir?

Deniz kıyısında büyümüş yetişmiş nesiller olarak şanslıyız. Denizin kıyısında doğduysanız hep bir fırsatınız oluyor. Bizim ülkemizin büyük bir kısmı da kara ülkesi. Bu nedenle gençlerimizi denizle buluşturacak projelerin hükümet nezninde üretilmesi lazım. Buna imkan bulamayacaklar için bile ben ‘Bir tahta parçası üzerinde bile olsa denize çıkın’ denizle haşır neşir olun diyorum. Çünkü deniz doğayla birlikte yaşama anlamında insan yaşamına kattıklarıyla çok değerli bir ortam. Dolayısıyla gençler olabildiğince denizle içiçe olmaya gayret etsinler. Yine de tekrar ediyorum, bu bizlerin naif çabalarıyla olmaz devletin yüzünü denize dönmesiyle olur. Bunu da buradan yetkililere iletmişm olalım ki gençlerimizi denizle buluşturacak projeler üretsinler.

Continue Reading
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir