Connect with us

Çevre

Marmara Denizi’nde Kabotaj’dan Müsilaja

Published

on

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı coşku içinde kutlandı. Fakat bu sene kutlanılan bayramda Marmara Denizi’nde oluşan müsilajın gölgesi vardı. Çeşitli çalışma ve araştırmalarla temizlenmeye çalışılan müsilaj hakkında konuşturmaya devam etti. Kaptan Deha Aydın moderatörlüğünde online olarak düzenlenen Kabotaj Bayramı ve Marmara Denizi’nin Durumu başlıklı webinarda da müsilaj konusu hakimdi. Webinara Sudaki İzler belgeseli yapımcısı Savaş Karakaş Amerika’dan ve Deniz Bilimcisi Dr. Volkan Demir Avustralya’dan katıldı. Karakaş, Marmara Denizi’nin ‘Benden buraya kadar’ dedikten sonra rest çektiğini söylerken, Demir Marmara Denizi’nin bu halini ‘Su altında ceset tarlası var’ diyerek özetledi.

Kaptan Deha Aydın

Kaptan Deha Aydın, açılış konuşmasını Kabotaj Kanunu’nun tarihinden ve amacıdan bahsederek yaptı. Aydın, “Kabotaj 20 Nisan 1926’da kabul edilmiş ve 1 Temmuz 1926’da da yasalaşmış. Bu kanuna göre Türk limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşımacılığı, klavuzluk ve römorkör hizmetleri sadece Türk vatandaşlarına ve sadece Türk Bayrağı taşıyan gemiler tarafından yapılabilir kılınmış. Daha önce yabancıların verdiği bu hizmetler Türk vatandaşların eline geçti. Bu Türk denizciliğinin gelişmesine büyük bir ivme kazandırdı” dedi.

‘ÇEVRE KİRLİLİĞİ BAŞKA ALANLARA DA ZARAR VERİYOR’

Kaptan Aydın, daha önce yaptığı Marmara dalışını da hatırlatarak müsilajın ne durumda olduğunu kısaca anlattıktan sonra deniz araçlarına verdiği hasara da değindi. Aydın, şöyle konuştu:

Esenyel & Partner Hukuk Bürosu olarak ağırlıklı olarak denizcilik işleri yapıyoruz. Denizle ilgili sosyal sorumluluk projelerine de her zaman destek veriyoruz. Ben hem kaptan olarak hem de dalışla ilgilinenen biri olarak herkes gibi biz de Marmara Denizi’nin son durumuna üzüldük. Biz bir ay önce Eskihisar’da Derinlere Saygı Grubu ile yaptığımız dalışta yarım metre bile görüş alamadık. 40 dakikalık dalışımız birbirimizi aramakla geçti.

Burada limanları konuşurken limanlarda ve liman etrafında bulunan müsilajı da konuşuyoruz. Müsilaj son zamanlarda aldığımız duyumlara göre gemilere büyük zararlar veriyor. Yat ve ticari teknelerde de filtrelerin tıkanması ve makine arızaları yaşanıyor. Yani sadece çevre kirliliği değil bu iş başka yerlere de gidiyor.

‘BİZİM YOLUMUZ GENÇLERE ÇIKMALI’

Savaş Karakaş

Sudaki İzler belgeseli yapımcısı Savaş Karakaş, Kabotaj Bayramı’ndan konunun müsilaja gelmesinden üzüntü duyduğunu belirterek, “Bizim yolumuz gençlere ve maviliklere çıkmalı dedi. Karakaş şu ifadeleri kullandı.

Kabotajla başlayan bu konuşmanın müsilaja çıkması çok üzücü. Bizim yolumuzun güzelliklere ve gençlere çıkması lazımdı. Fakat maviliklere sürmemiz gereken motorları ne yazık ki müsilaja sürüyoruz. Deniz, ‘Artık benden buraya kadar’ dedi ve bize rest çekti. Bu Türkiye için çok büyük bir ayıp. Bu konunun esasında buraya geleceğini biliyorduk. Tüm pisliği denize atıp çevresinde hareket alanı bırakmadan doldurursanız sonuç bu olur. Bir de buna ek olarak küresel ısınma var.

Marmara Denizi’nde bilinçsiz avlanma sorunlarından bahseden Karakaş, büyük balıklardan yavru balıklara kadar hepsinin avlandığını söyledi ve şöyle devam etti:

Biz bu avlanmayı gördük. Pazara gittik orada büyük balık olmadığında küçüğünü aldık. Rstoranlarda büyük balık olmadığını söylediklerinde çiftlik olmasın küçük olsun getir dedik. Ben balıkçılara kızıyorum fakat bunu biz de yaptık. Denizin artık bize verecek bir şeyi kalmadı. Sonuç olarak bize müsilajı verdi. Bundan sonra hangi balığı yersek yiyelim o müsilajı da yiyeceğiz. Yıllardır balıkların içinde olan plastikleri yiyorduk zaten şimdi müsilajın da tadına bakacağız. Zannetmeyin ki insanoğlu bundan kurtulur. Soluyarak ya da o balıkları yiyerek müsilajdan payımıza düşeni alacağız.

Çevrede bulunan tüm iller pisliğini Marmara’ya atıyor ama kazandıklarından buraya bir yatırım yapmıyorlar. Karaya yapılan bilinçsiz yatırımlar aynı zamanda denizi öldürüyor. İnsanlarımız farkına varmalı ki Türkiye doğa ile savaş halinde ve bu savaşı kazanırsak kaybedeceğiz.

‘BİLMEDİĞİNİZ ŞEYİ KORUYAMAZSINIZ’

Dr. Volkan Demir

Deniz Bilimcisi Dr. Volkan Demir, Türkiye’de yerleşik bir deniz kültürü bulunmadığı dolayısıyla insanların denizi bilmediğini söyledi. Demir, “Biz sırtını denize dönmüş bir milletiz. Deniz bizim için bir çöplük gibi. Denizi bilmiyoruz ve bilmediğimiz şeyi koruyamayız” dedi.

Dr. Demir sözlerinde şu ifadeleri kullandı:

Benim ana uzmanlık alanım değil fakat bir deniz bilimci olarak bu konuda bilgiye sahibim. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktoramı yaptım, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde okudum. Bu nedenle İstanbul Boğazını, Marmara Denizini ve Çanakkale Boğazını biliyorum. Bunun yanında bilimsel çalışmalara da mümkün olduğu kadar katkıda bulundum. Bu nedenle genel bir bakış açısına sahibim.

Savaş hoca Kabotajdan müsilaja diyerek çok güzel bir konuya değindi. Aslında biz denizin en olduğunu bilmiyoruz bizim deniz kültürümüz yok. Biz denize sırtını dönmüş bir toplumuz. Deniz bizim için bir çöplük gibi. Bilmediğiniz bir şeyi de koruyamazsınız. Bu çok basit. Müsilajdan önce Marmara Denizi hakkında bulunan bilgi çok kısıtlıydı toplumda. Bilmediğiniz bir şeyi koruyamazsınız. Şimdi herkes müsilajı öğrendi. Fakat günün sonunda bunları bilmenin de ötesine geçmeliyiz. Aynı zamanda diğer sorunların arkasına saklanarak bunu geri plana da atamayız. Önünüze en sorun gelirse uğraşmak zorundasınız. Çevrenizdeki her şeyden sorumlusunuz.

‘SIKINTILARI ANLAYIP ANALİZ ETMELİYİZ’

Moderatör Kaptan Deha Aydın, bu sorunun müsilajın miktarından kaynaklandığını belirli miktarlarda bunun bir doğa olayı olduğuna dikkat çekerek, Demir’e müsilaj yoğunluğunun nasıl azaltılabileceğini sordu. Demir, doğanın normal dengesinde bazen iniş ve çıkışlar olduğunu söyleyerek, “Bazen de bu dengenin şaşmasında dış etkenler etkilidir. Şu an o durumu yaşıyoruz” dedi.

Demir, şöyle konuştu:

Yoğunluk azaltılmadan önce bunun olmaması için en yapılması gerekiyor onu konuşmamız gerek. Durup dururken bazı doğa olayları kendi iç dengesinde iniş ve çıkışlar gösterir. Bazen de dış etkenler buna neden olur. Şu an yaşadığımız da o sonuçlardan biri. Müsilaj 1800’lerden beri görünüyor. Kapalı havzalarda bunun görünmesi çok daha yüksek. Bu yaşanmamış bir şey değil. Bu daha önce araştırılmış. Burada esasında bir denge söz konusu. Bu etmenleri kısaca şöyle sıralayalım; Kara kökenli kirlilik, Karadeniz’den gelen kirlilik, atmosferik taşınım, deniz vasıtalarının yarattığı kirlilik, doğal kirleticiler ve tarım havzaları vs. kirlilikleri var. Bunları engellemek için önce bu sıkıntıları anlayıp analiz etmeliyiz. Sonra nasıl engelleyeceğimizi düşünmeliyiz.

Bu bahsettiğimiz konular zaten daha öncesinde araştırılmış. Devlet yetkillileri bu araştırmalaradan sonra refleks gösterip bazı işler yapmışlar. Bugğn gördüğünüz arıtma tesisleri var mesela. Politikacıların fıtratında taviz vermek vardır. Daha uzun yol yapacağım denildiğinde doğadan taviz verilir. Dikkat ederseniz politik yaklaşımların tamamı en kolay doğayı harcar.

‘BU İŞTEN SONUNDA İNSANLAR DA ETKİLENEBİLİR’

Başımızda olan bu müsilaj derdi bize geçmişten sinyallerini vermişti. Müsilaj burada balıkların solungaçlarını tıkadı ve öldürdü. Marmara’nın üstünü kaplayan müsilaj aynı zamanda denize giden güneş ışığını da engelledi. Bu gibi sorunlar biyolojik çeşitliliği ciddi hasarlar gördü. Suyun altında resmen ceset tarlası var. Bu yaşanan toplu ölümlerin devam etme riski de var. Tabiki döngü devam ediyor müsilaj azalacak fakat sonuçta sıkıntılar artacak. Toplu balık ve canlı ölümlerisu etrafında ki kuşlar ve en son bundan insanlar da bu işten etkilenebilir. Bu büyük bir risk.

Burada avcılık da denetlenmeli. Bu konuda da çeşitli çalışmalar var. Denetlemeler artırılmalı ve doğru denetlemeler yapılmalı. Bir iş sınırsız yapılırsa sorunlar yaşanacaktır. Denizin bize verebileceği kaynaklar belli. Bu işler orta ve uzun vadeli işler.

‘BÜTÜNSEL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ANLAYIŞLA MARMARA KURTARILABİLİR’

Müsilaj sorununun çözülebileceğini ve Marmara’nın canlı hayatını artıracak derecede oksijen seviyesinin yükseltilebileceğini müjde vererek anlatan Demir, Marmara’da yapılacak çalışmaların tekelden yapılması gerektiğini vurguladı. Demir, “Güzel bir haber vereceğim öncelikle. Doğru yaklaşımlarla oksijen seviyesi artırılıp canlılığın artması sağlanabilir. Peki bu nasıl yapılacak? Bu tek bir ekiple yapılmalı. Bu farklı ekiplerle yapılamaz. Avustralya’dan örnek vermek gerekirse burada bulunan Büyük Bariyer Resifi için özel bir otorite var. Ve bu otoritenin diğer otoritelerin çok üzerinde. Marmara da çalışma yapacak grup tek elden yönetilmeli. Eğer hızlı ve doğru aksiyon alan belli planlar çerçecesinde bilim insanlarının yönlendirildiği bir ekip olursa Marmara kurtarılabilir” dedi.

Demir, sözlerini şöyle noktaladı:

Şu an çeşitli yaklaşımlar var. Bu iş bütünleşik ve sürdürülebilir olmalı. Medyadan düştükten sonra daha önce kapanan bazı kurumlar gibi dağılmamalı. Kurulacak bu otoritede denizcilik kültürü olan deniz koruma çalışmaları yapmış insanlar olmalıdır.

Continue Reading
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir