Connect with us

Çevre

Gülşah D. Atalar: Müsilaj için kesin çözüm ekosistem restorasyonu

Published

on

Marmara’yı etkisi altına alan müsilaj tabakası her geçen gün büyürken konuyla ilgili olarak birçok çalışma yapılıyor. Fakat yapılan çalışma ve araştırmalara rağmen müsilaj hala büyüyen bir sorun. Filika Haber olarak 8 Haziran Dünya Okyanuslar Günü kapsamında İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi avukat Gülşah Deniz Atalar’la özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Atalar, iç denizimiz olan Marmara başta olmak üzere okyanuslar ve denizlerdeki kirliliğin sebeplerini ve çözümlerini değerlendirdi. Atalar, karasal kirliliğin önemine değinerek ekosistem restorasyonunun tek kesin çözüm olduğunu vurguladı.

Dünyanın oksijeninin yaklaşık yüzde 80’ini üreten okyanuslar, küresel ısınma, iklim değişikliği, kirlilik ve aşırı avlanmanın etkileriyle kendi içindeki canlı yaşamını kaybetmeye başlarken, dünyanın oksijeni de tehdit altında. Her yıl 8 Haziran’da kutlanan Dünya Okyanus Günü’nün bu yılki teması, okyanusların hayat verdiği dünya ve denizlerden geçimini sağlayanlara dikkat çekmek için “Okyanuslar: Yaşam ve Geçim” olarak belirlendi. İçinde bulunduğumuz günlerde özellikle Marmara Denizi’ndeki müsilajın gündemde olması da 8 Haziranı daha anlamlı kılıyor. Filika Haber ekibi olarak konuyu derinlemesine araştıran ve TBMM İklim Komisyonu’nda da konuşmacı olarak yer alan Gülşah Deniz Atalar’la dünya denizleri ve okyanusları hakkında konuştuk. Atalar, kirliliğin sebeplerini ve çözüm yollarını Filika Haber için anlattı.

Avukat Gülşah Deniz Atalar

Gülşah hanım kendinizden biraz bahseder misiniz?

Ben Gülşah Deniz Atalar, avukat arabulucuyum. 2005 yılından beri Ankara Barosuna bağlı olarak avukatlık yapıyorum. Çevre olaylarına ilgim ve girişim Ankara Hukuk’ta aldığımız bir dersten kaynaklandı aslında. Ankara Hukuk’ta senelerdir anlatılan efsane sınavı olan Çevre Hukuku dersi. O derste birçok şey okuyup anlamaya çalıştık. Sonrasında Baran Bozoğlu Çevre Mühendisleri Odası Başkanı oldu bende 2012’den bu yana Çevre Mühendisleri Odası’nın avukatlığını yapıyorum. Bundan dolayı uzun yıllardır çevre hukuku üzerine çalışıyorum. Biz Baran Bozoğlu ile birlikte çalışmalarımızı sivil topluma taşıyıp bir düşünce kuruluşu olma yönünde ilerlemek istedik. 2018 yılında da İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği’ni kurduk. Aslında 2016’da dernek kurmak istedik fakat darbe girişimi dolayısıyla dernek girişimleri askıya alınmıştı. Bizde 2018’de 14 Şubat’ta kurduk derneğimizi bu nedenle aşkla kurulduğumuzu söylüyoruz.

Biz İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği olarak daha çok düşünce kuruluşu olarak kurulduk ve burada iklim politikaları üretmek istiyoruz. Dönem dönem bazı konularla alakalı raporlar hazırlıyoruz. Ben deniz çevre hukukuna ilgi duyduğum için derneğin bu kısmında daha aktifim. Çevre mühendisi ya da deniz hidrobiyolog değilim fakat yaptığım okuma ve araştırmalardan politik öneriler çıkarmaya çalışıyorum. Bilim insanlarımız çok çalışıyorlar ama politika kısmında dinlenebilir plartformlara çıkmak gerekiyor.

“Asıl sorun politikasızlık”

Marmara Denizi şu an halk arasında ‘deniz salyası’ olarak bilinen müsilajla dolu ve bu deniz yaşamını ciddi ölçüde tehdit ediyor. Siz TBMM İklim Komisyonu’nda da bulundunuz orada da sorunların kaynaklarını ve çözüm önerilerinizi sundunuz. Bunları yinelemek gerekirse sorunun kaynağı nedir? Bu sorunu nasıl çözebiliriz?

Müsilaj aslında bir plankton patlaması. Oksijen seviyesi azaldıkça aşağıdaki besin zinciri kopuyor. Deniz altında bu zincir koptuğunda müsilaj oluşabiliyor. Geçen birkaç senede müsilaj oluşuyordu. Özellikle bahar aylarında. Önceki senelerde görülen müsilaj belli bir süre sonra geçiyordu. Bu sefer geçmedi hatta daha fazla yayıldı. Ben bakanlığın da bu müsilaj sorununun bu kadar büyüyeceğini düşünmedikleri için geç aksiyon verdiklerini düşünüyorum. Marmara’nın iç deniz olmasından kaynaklanan durağan bir deniz olması, Akdeniz ve Karadeniz arasında koridor görevi görüyor olması, sanayi atıkları, evsel atıklar ve küresel ısınma etkileri bu sene müsilajın daha da artmasına ve yerleşmesine sebep oldu.

Aslında müsilaj için birçok sebep sayabiliriz fakat asıl sebep bence politikasızlık. Çünkü bilim insanları yıllardır uyarılar yapıyorlar. Bu durumun aynısı Adriyatik’te ve Baltık Denizi’nde de yaşandı. Yani burada Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu sorunu ilk yaşayan biz değiliz fakat en uzun süre ve en kalın müsilaj tabakasıyla yaşayan biz olduk ne yazık ki.

Baltık Denizi’nde meydana gelen kirliliğin uydu görüntüsü.

“Çevreci çocuklar olduğumuzu söylediler”

Baltık Denizi de Marmara Denizine benzer özellikler taşıyor. Baltık Denizi’nde kirliliğin en çok arttığı yıllarda 2010’da bir zirve düzenlenmişti bu zirveye çevre ülkeler de katılmıştı. Marmara için ne yapılabilir?

Baltık Denizi bölgesinin korunması için bir sözleşme var Helsinki Sözleşmesi. Bu sözleşme Baltık Denizi’nde kirliliğin ortadan kaldırılmasına yönelik hazırlanmış. Sözleşme aslında 1992 tarihli fakat çalışmaların başladığı tarih 70’ler devam eden onaylama kanunları neticesinde 2000 yılında yürürlüğe girdi. 2018 yılına gelindiğinde tekrar Baltık Denizi’nde oksijen seviyesinin azaldığını görüyoruz. Bir denizde oksijen azaldığı zaman canlılar o ekosistemi terketmeye başlıyorlar. Hayvanlar orayı terketmeye başladığı zaman planktonlar aynı Marmara’da olduğu gibi bir anda patlama yaşayabiliyor. Bu patlama zaten son aşama demek ki deniz altında o kadar yoğun bir müsilaj birikmiş durumda.

Geçen hafta TBMM İklim Komisyonu’nda ben sunum yaparken, ne yazık ki komisyon başkanında iklim değişikliğinin denizlerle bir alakası olmadığı söyledi. Bize bu konunun hızlı geçilebileceğini bizim çevreci çocuklar olduğumuzu söylediler. Bu söylenenler komisyon tutanaklarında da yazılı. Biz bir sürü bilimsel açıklama yaparken bu tavrın sergilenmesi nedeniyle ‘Marmara Denizi ölürse Karadeniz de ölür’ demek zorunda kaldım çünkü bunun sınır aşan bir kirlilik olmadığını sanıyorlar. Halbuki Marmara’nın en büyük kirlilik nedenlerinden birisi Karadeniz’den yüksek debi ile gelen Avrupa’nın da kirliliğini taşıyan suyu. Burada Avrupa’nın kirli suyunu taşıyan Tuna Nehri var. Türkiye’de tüm sorunlar çözülse bile Karadeniz’den gelen kirliliğin önlenmesi zor. Kanal İstanbul projesinin açıldığı alanda tam burası bu proje gerçekleşirse Tuna’dan gelen su olduğu gibi marmaraya dolacak. Marmara’ya ne kadar ileri biyolojik arıtma tesisi konulursa konulsun Karadeniz’den gelen suya bir etkide bulunamayız. Çünkü Tuna’nın başında öyle bir sistem yok.

Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj tabakası Kadıköy Fenerbahçe sahilinde havadan görüntülendi.

“Deniz yüzeyini temizlemek kalıcı bir çözüm değil”

Son günlerde müsilajla alakalı olarak birçok gelişme yaşanıyor ve çalışmalar başlatılıyor. Bir çok çözüm önerisi de sunuluyor bu konuyla alakalı. Peki Marmara’da kalıcı çözüme nasıl ulaşabiliriz?

Kalıcı çözüme kesinlikle deniz yüzeyini temizleyerek ulaşamayız. Temizledikten sonra tekrar çoğalmaya başlar. Marmara Belediyeler Birliği çalışmalar yaptı, üniversiteler katıldı, araştırma gemileri çalıştı ve birçok yetkin insan orada bulundu. Bir sonuç da çıkarıldı. Fakat Bakan Murat Kurum’un açıklamasında bir bütçeleme yok. Bunun bütçesi nereden gelecek. Hangi çalışmayı kim yapacak. Ak Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan bugün müsilajla ilgili araştırma kurulu kuracaklarını söyledi. Şimdi öyle bir kurul kurup sonuçları elde edene kadar beklersek Marmara’yı kurtaramayabiliriz. Bu nedenle Marmara’ya günlük planlar değil orta ve uzun vadeli planlar lazım. Ve Bakan Kurum’un açıklaması ile alakalı daha kesin bilgiler verilmeli.

Bence bunun kesin çözümü bir ekosistem restorasyonu kurulumu. Bu denizin altını temzilemek için gerekli. Denize oksijen verilmesi önerileri de vardı fakat Marmara bunun için şu an çok sıcak. En önemli önemli önerinin ekosistem restorasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler bu yılı “Ekosistem Restorasyon Yılı” ilan etti ve önümüzdeki 10 yılı da bunun için çaba sarfedilecek yıllar olarak belirledi. Ekosistem restorasyonu yapılmadan Marmara’da çözüm üretmek mümkün değil.

Gülşah hanım ekosistem restorasyonu hepimiz için yeni bir kavram açıklayacak olursak ekosistem restorasyonu nedir?

İklim değişikliği sera gazları salınımından ortaya çıkıyor. Bu gazlar ve değişiklik beraberinde birçok sorunu beraberinde getiriyor. Bunun etkilerini şimdi de görüyoruz. Bazı yerlerde çok yağmur yağıyor bazı yerlerde yağmıyor, kuraklık sorunları çekiliyor ve mevsimler kaymaya başlamış durumda. Bu sera gazlarının bir şekilde yutaklarda yutulması lazım. Mesela Avrupa’nın havasını kirleten 10 termik santralden 3’ü Türkiye’de. Kömürden çıkamıyoruz o zaman bizim buradan ortaya çıkan karbonu bir şekilde tutmamız lazım. Bunu ormanlarla yeşil alanlarla ve sulak alanlarla yapabiliriz. Ağaçlandırma yapılmalı. Denizler en büyük karbon yutaklarından denizlerde bulunan mercan ve resifler bu durumda çok etkili. Denizlerde mercan ve resifler çoğaltılabilir. Bizim karada da denizde de bu yaşam alanlarını genişletmemiz lazımken darlattık. Kıyılarda yaşadık, sanayileşme oldu karada çok fazla müdahale oldu. Mercan ve resifleri tekrar kurarsak mesela 4 sene içinde tekrar karbon yutmaya başlıyorlar. Aslında ekosistem restorasyonu dediğimiz şey bu. Var olanı korumak yok olmuş olanı tekrar insan eliyle yapmak. Türkiye’de de bunu yapan dernekler var Akdeniz Koruma Derneği bunlardan biri. Marmara adalarında da siyah mercan ormanları var buraların özel koruma alanı ilan edilmesi lazım.

Okyanus yüzeyini kaplayan plastik atıklardan oluşan çöp tabakası.

Karasal kirliliğin önüne geçilmeli”

Marmara müsilaj sorununu ve çözümlerini geniş çaplı olarak değerlendirdik. 8 Haziran Dünya Okyanuslar Günü kapsamında okyanuslarda artan kirliliği nasıl değerlendirebiliriz?

Denizleri korumak için karasal kirlilik önlenmeli. Biraz önce bahsettiğimiz Helsinki Sözleşmesi ve bizim Akdeniz ülkesi olmamız nedeniyle imzaladığımız Barselona sözleşmesi gibi sınır aşan tüm sözleşmelerde karasal kirliliğin önüne geçilmesi vurgulanıyor. Eğer karasal kirlenmenin önüne geçemezsek okyanuslardaki kirlenmenin önüne geçemeyiz. Yapılan bir araştırmada Atlas Okyanusu’nda 21 milyon ton atığın okyanusu kapladığı söyleniyor. Bu plastikler bir ada büyüklüğünde ve okyanusu kirletiyor. Bu kirlilik zamanla okyanus tabanına da iniyor ve çözünüyor. Buradaki canlılar bu küçük parçaları yiyor ve bizde balıkları. Yani bu plastikler insan vücuduna da giriyor. Hepimiz bu dünyada yaşıyoruz ve aynı sorunları paylaşıyoruz.

Gelecek nesillere artık daha güzel bir dünya bırakmak yerine adaletli bir iklim bırakmak istiyoruz. Gençler bu noktada daha aktif olmalı. Şu an dünyanın geleceğini belirleyen politikacılar yarın yaşamayacaklar burada gençler yaşayacak bu nedenle gençler daha aktif olmalı. Gençler politik uygulayıcılara bu konuda baskı uygulamalı.

İnsan ırkı ne yazıkki kullandığı kaynakların sınırsız olduğunu düşünüyor fakat öyle değil. Doğa artık kendisine kötü davrananları cezalandırıyor. Dünya bir şekilde varlığını devam ettirecektir fakat bunu insanoğlu ile mi yapacak yoksa insanoğlu olmadan mı ona doğa karar verecek. Başka afetlerde görebiliriz ve başka salgınlarda bu nedenle ne kadar erken davranırsak o kadar iyi. Herkes kendi karbon ayak izini kapatmaya çalışsa daha iyi bir dünya olacaktır.

Continue Reading
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir